Showing posts with label aile. Show all posts
Showing posts with label aile. Show all posts

Friday, July 8, 2016

Okumadan tasarlanır mı?



Şimdilerde 'Maker' moda, çocuklar kodlama bilmeli :) 'STEM' cool, çok revaçta... çocuklar tasarlayacak, mühendis olacak...STEM (yani fen, matematik mühendislik) güzel tabii, kim istemez mühendis çocuklar. Babaannem bile mühendis damat istemişti :) Fakat bir şey beni her zaman ki gibi rahatsız ediyor. Okumadan, analiz edemeden, edebiyat ve dil olmadan nasıl olacak? Bana sorarsanız aslında tüm bunlarla çocuk bir çarkın parçası olacak... Yani hala ilk başladığım yerdeyim ben, matematiğe falan gelmeden çocuklara okuma, okuduğunu anlama, kendini ifade edebilmeyi öğretebilmeliyiz. Yazmayı mesela... yani çocuk ben hayal edemem ki dememeli, hayal edemeyen çocuk ne tasarlayacak çok merak ediyorum...


Sınav sistemiyle eğittiğimiz çocuklarımız şıklar arasında karar vermeyi öğrenmeye çalışırken, yarış atı gibi antrenmanlara tabi tutulurken nasıl fark yaratacaklar? Zaten sosyal medya ve büyük şehirlerin tehlikeleri çocukları sokağa çıkmaktan alı koymakta, kazara yan yana geldiklerinde de selfie, snap chat çılgınlığı yaşanmakta. Hiç biri neden paylaştığını bilmeden, birbirine bakarak daha çok paylaşma yapmakta... YouTube demiyor mu ‘Paylaş Kendini’... Onlar da paylaşıyor... Gerçekten okuyan, analiz edebilen biri böyle bir çılgınlığın içine girer mi? Girse bile sorar ‘bunu paylaşmanın ne anlamı var? Bu bana nasıl zarar verir? Ne kazandırır?



Ne çok şey var düşünülecek, STEM’den nerelere geldim... İlk okullarda beni en çok üzen matematiğin en önemli ders olarak algılanması. Matematiği yoğun yapan sınıf öğretmenlerinin de o okulun en iyi öğretmeni olarak algılanması...
Okul seçimi yapmak başlı başına bir zanaat zaten, ama ben okutan, yazdıran, kitap okumayı sevdiren öğretmenin sınıfını tercih ederdim. Düşünebilen, okuduğunu anlayan bir çocuğun matematiği ve fen bilgisini anlamaması mümkün mü?

Biz her zaman sorgulamadan, yeni bir şey görünce denemek isteriz, bu da öyle. Şimdi bir de STEM eğitimleri başlayacak, kim yapacak, kim eğitecek? Okullar bu eğitimleri öğretmenlerine aldıracak... Biliyorum ki bunu yapabilecek, gerçekten uzmanlaşan eğitimcilerimiz var ama bir de ‘ben yaparım’ cesareti gösterenler olacak.

STEM ve Maker çok güzel hareketler tabii ama başlangıç noktasına dikkat etmek lazım. İstediğimiz ne? Düşünmeden bir çarkın dişlisi olmak mı, yoksa fark yaratacak bir oluşumu tasarlayabilmek mi? Peki okumadan, okuduğunu anlamadan tasarlanır mı?


Saturday, June 18, 2016

ÇOCUKLAR OYUN OYNAMAYI BİLİYOR. PEKİ BİZ ?




Oyun, çocuğun sosyal, bilişsel, motor ve dil becerilerini geliştiren temel hak ve ihtiyaçlarındandır.
Oyun oynayan çocukları izlediğimizde çeşitli nesneleri  hayal güçlerini kullanarak bambaşka boyutlarda değerlendirdiklerini, ortaya çıkan problemleri değişik yollar deneyerek çözmeye çalıştıklarını, duygularını anlatmayı ve anlamayı keşfettiklerini, kurallara uyma, bekleme, izleme, takip etme, sıra alma gibi davranışları doğal bir şekilde ortaya çıkartabildiklerini görürüz.

Çocukların hepsi oyun konusunda ustalaşmış sanatçılardır. Peki biz oyun oynamayı biliyor muyuz?  Yazıyı okumadan önce bu soruyu kendinize sorun ve nasıl oynadığınızı bir düşünün. Cevaplar bittiyse başlıyoruz.

Çocuklarla oyun oynadığımız sırada öğretme kaygısı ile bilgi depolamaya çalışmamız (Bu ne? Hangi renk? Kaç teker var? gibi soruları peş peşe sormak), çocuğa harekete geçmesi için yeterli zamanı vermemek  çocuğun oyundan ve sizden kopmasına neden olacaktır. Oyun doğal bir öğrenme sürecidir.

Biz yetişkinler oyuna nasıl katılabiliriz? Bu konuda birkaç ipucu:



·     Çocukla yüz yüze ve aynı hizada olmak etkili iletişim için önemli bir püf nokta.

  • Çocuğu izleyin. Temposuna uygun davranmaya çalışıp, çok hızlı olup deneme fırsatlarını elinden almamaya çalışın.
  • Çocuğu taklit edin, seçtiği oyuncaklar ile onun gibi oynayın. Bir logoyu alıp araba gibi kullanıyorsa aynısını siz de yapın.
  • Çocuğa sürekli soru sorup, yönerge vermeyin. Bu ne? Bebeği sevelim. Hadi arabayı sür gibi soru ve yönlendirmeler çocuğun oyun dünyasını istediği gibi  kurgulamasını engeller.
  • Çocuk için seçtiğiniz oyun ve oyuncakların çocuğun gelişimine ve yaşına uygun olduğuna emin olun.
  • Oyun alanı ya da oyuncak olmadan da oynayın. Kendi çocukluğunuzdan  bildiğiniz parmak oyunları ya da şarkıları kullanabilirsiniz.
  • Çocukla oyun oynarken ses tonunuzda değişikler yaparak çocuğun ilgisini aktif tutabilirsiniz.
  • Çocuğun yanlış kelime kullanması durumunda çocuğa cevap verin. Siz iletişime odaklanın. Çocuğu kelime ve cümleleri doğru kullanması  için o an zorlamak motivasyonunu kıracaktır. (Doğru ses, kelime kullanımı için ya da başka bir konuşma bozukluğu varsa bunun üzerinde durulmayacağı anlamına gelmiyor.)
  • Çocukla oynarken donuk  olmayın izlediğiniz, beklediğinizi jest ve mimikleriniz ile belli edin.
  • Çocuğunuzun seçim yapmasına ve sevdiği oyunlarını tekrar etmesine izin verin. İlgisi olduğu ve hoşlandığı şeyleri yaparken üzerine yeni beceriler kattığını görmüş olursunuz.
  •  

Size *ETEÇOM stratejilerinden yola çıkarak , kendi fikir ve görüşlerim ile nasıl  oyun oynayabilirizin cevabını vermeye çalıştım.  Bu ipuçlarını özel gereksinimleri olan çocuklar ve normal gelişim gösteren çocuklar için de kullanabilirsiniz.

Keyifli oyunlar!


*ETEÇOM: Etkileşim Temelli Erken Çocuklukta Müdahale Programı

Yazan: 
Okul Önc. Eğ. Ve Ögr. Ögretmeni 

Wednesday, June 15, 2016

O ÇOCUK PROJE DEĞİL




‘’Büyükler boa yılanlarını içten ve dıştan gösteren resimleri bir yana bırakıp tarih, coğrafya, aritmetik ve dilbilgisiyle ilgilenmemi öğütlediler.’’
Küçük Prens, Antoine de Saint-Exupéry

Hazır okullar kapanıyorken samimi bir şekilde içimi dökmek istedim. Belki bu okuyacağımız satırlar çocukların sadece çocuk olduğunu, minyatür yetişkinler olmadığını hatırlamamızı sağlar.

Eminim hepimiz sevdiklerimizin başarılı, sağlıklı, mutlu olmasını isteriz. Ancak son zamanlarda ne kadar mutlu olduğuna değil ne kadar başarılı olduğuna odaklanır olduk. Buna kendimiz de dahil. Biz yetişkinler  çağımız gereği hızlı, sistemli, kurallı saat ve takvimleri takip ederek yaşıyoruz. Çalışma hayatımızdan arta kalan üç dört saat içinde sıkıştırılmış anlar yaşıyoruz. Bu tempodan şikayetçi olup aynı tempoyu çocuklara yaşatıyoruz. Planlayarak ya da planlamayarak çocukları da bu tempoya maruz bırakıyoruz; çünkü aklımızda projelenmiş ve gelecekte görmek istediğimiz bir yetişkin var.

Çocuklara kurs tercihleri sıralıyoruz; ama oyun oynamak ister misin diye sormuyoruz. Karne günü karnesine bakmadan önce sıkıca sarılıp öpmüyoruz. Karnelerini alıyoruz şöyle bir gözden geçirip iyi ama daha iyi olabilirsin bile diyebiliyoruz.  Çocuk ve çocuk ruhuna haksızlık ediyoruz.  Bence çocuk önce mutlu olmalı. Mutlu olan çocuk zaten başarıyı da yakalar. Başarılı olmak her konu ve derste iyi puan almak demek değil tabii ki öyle bir şeyin mümkün olamayacağını okul yıllarından hatırlamış olmamız gerek. Yoksa unuttuk mu? Bence unuttuk...

Bu yaz tatili için bütün çocuklara oyun oynamaktan ve gülmekten al al olmuş yüzler diliyorum. Herkese iyi tatiller!

Yazan:
Okul Önc. Eğ. Ve Ögr. Ögretmeni 



Friday, May 27, 2016

Herşeye Rağmen Yaşamak Güzel Dedirten 10 Şey




Hepimiz yaşamımızda mutsuzluklar, acılar, kederler, başarısızlıklarla boğuşmak zorunda kalıyoruz. Yeni bir güne uyandığımızda, her zaman bardağın tümü dolu, yarısı su, yarısı hava diyemiyoruz. Kimimiz sevdiklerimizden kopuyor, kimimiz kendimizle ilgili baş etmesi pek de kolay olmayan sorunların üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Hayat öyle güllük gülistanlık değil yani. Zor ... Ayakta kalmak, günü yaşamak, bir sonraki güne hazırlanmak... Ama aslında güzel de yaşamak...
İşte böyle bunaldığım zamanlarda hatırladığım bir listem var, paylaşmak istedim.

1. Yazın sabah erkenden dışarı çıkmak; gün daha istila edilmeden, hava ısınmadan... Güneş sırtınızı hafifçe ısıtırken, yürürken sabahın serinliğini hissetmek güzel.

2. Güneşli bir günün sabahı deniz kenarındaki banka oturup ufku seyretmek mesela. Öyle boş boş, derin derin nefes alarak...

3. Yağmurlu bir günde deniz kenarında bir kafede oturup kitap okumak.

4. Dumanı üstünde bir fincan kahvenin nasıl enerji verebildiğini düşünürüm hep. İçmesem de o büyülü koku yeter yeniden başlamaya.



5. Gece evde herkes uyurken insanın uykusunun kaçması da güzeldir mesela. Öyle sessizlikte, sessizliğin sesini dinlemek.

6. Yeni bir kitap alıp kapağına dokunmak. Okudukça yeniden okumak istemek.

7. Kasvetli bir kış sabahında metroya indiğinde o havasız tünele giden koridoru saran müziği dinlemek. Sizin de müziğin ritmi ile adımlarınız hızlanmaz mı?

8. Bir kış akşamı sokak lambalarının aydınlığında kalabalık caddede ağır ağır yürüyüp eve gitmek.

9. Baharda pencereyi açıp ince ince yağan yağmuru seyretmek. Hele de arka bahçenizde hala ağaçlar varsa, yeşilin kokusunu içinize çekmek...

10. Deniz kenarında, güneş batarken, plajdaki kalabalık çekilmeye başlar ya, işte tam o sırada şezlongu denizin biraz üzerine çekip, güneşin batışını izlemek, uyuklamak, ya da kitap okumak...

Liste aslında böyle uzar gider, anı yakalamak önemli... Her şey anlarda saklı.