Showing posts with label dream2edu. Show all posts
Showing posts with label dream2edu. Show all posts
Sunday, November 27, 2016
Bir Cumartesi, Bir Kitabevinde ...
You've Got Mail'i seyredenler kitapçı sahnesini iyi hatırlar. Köşedeki küçük dükkanın sahibi Kathleen Kelly (Meg Ryan) çocuklara bir hikaye okur ve çocuklar inanılmaz keyif alır, Kathleen de... Çocuklarım doğmamıştı henüz seyrettiğimde, işte hayalim demiştim... Bir kitapçı ve çocuklara hikayeler... Hayallerimden biri gerçek oldu, Dream2Edu'yu kurdum ve çocuklara içinde hikayelerin gezindiği atölyeler yapıyoruz. Kitapçı hayalim yok şu anda ama bir başkasının kitapçı hayalinde atölyelerimizi gerçekleştirme imkanı buluyoruz bu ay.
Tam da filmdeki, köşedeki dükkan gibi Minoa Bookstore da Beşiktaş Akaretler'de köşede bir kitabevi ve bu hayalimi anlattığımda, bize kapılarını açtılar. Biz de Aralık ayı için 2 güzel etkinliğe hazırlanıyoruz.
Dream2Edu Kitap Kulübü
Friday, May 27, 2016
Herşeye Rağmen Yaşamak Güzel Dedirten 10 Şey
Hepimiz yaşamımızda mutsuzluklar, acılar, kederler, başarısızlıklarla boğuşmak zorunda kalıyoruz. Yeni bir güne uyandığımızda, her zaman bardağın tümü dolu, yarısı su, yarısı hava diyemiyoruz. Kimimiz sevdiklerimizden kopuyor, kimimiz kendimizle ilgili baş etmesi pek de kolay olmayan sorunların üstesinden gelmeye çalışıyoruz. Hayat öyle güllük gülistanlık değil yani. Zor ... Ayakta kalmak, günü yaşamak, bir sonraki güne hazırlanmak... Ama aslında güzel de yaşamak...
İşte böyle
bunaldığım zamanlarda hatırladığım bir listem var, paylaşmak istedim.
1. Yazın sabah
erkenden dışarı çıkmak; gün daha istila edilmeden, hava ısınmadan... Güneş
sırtınızı hafifçe ısıtırken, yürürken sabahın serinliğini hissetmek güzel.
2. Güneşli bir günün
sabahı deniz kenarındaki banka oturup ufku seyretmek mesela. Öyle boş boş,
derin derin nefes alarak...
3. Yağmurlu bir
günde deniz kenarında bir kafede oturup kitap okumak.
4. Dumanı üstünde
bir fincan kahvenin nasıl enerji verebildiğini düşünürüm hep. İçmesem de o
büyülü koku yeter yeniden başlamaya.
5. Gece evde herkes
uyurken insanın uykusunun kaçması da güzeldir mesela. Öyle sessizlikte,
sessizliğin sesini dinlemek.
6. Yeni bir kitap
alıp kapağına dokunmak. Okudukça yeniden okumak istemek.
7. Kasvetli bir kış
sabahında metroya indiğinde o havasız tünele giden koridoru saran müziği
dinlemek. Sizin de müziğin ritmi ile adımlarınız hızlanmaz mı?
8. Bir kış akşamı
sokak lambalarının aydınlığında kalabalık caddede ağır ağır yürüyüp eve gitmek.
9. Baharda pencereyi
açıp ince ince yağan yağmuru seyretmek. Hele de arka bahçenizde hala ağaçlar
varsa, yeşilin kokusunu içinize çekmek...
10. Deniz kenarında,
güneş batarken, plajdaki kalabalık çekilmeye başlar ya, işte tam o sırada
şezlongu denizin biraz üzerine çekip, güneşin batışını izlemek, uyuklamak, ya
da kitap okumak...
Wednesday, April 20, 2016
Dijital Dünyada Anne Baba Olmak
Günümüzde teknolojinin, internetin yerini ve önemini artık tartışmak yersiz. Gelecek; gerçek ve sanalın iç içe geçtiği bir sisteme dönüştü bile. Bugün bebek olan çocuklarımız yarın okul ve iş hayatlarında şimdilerde hayalini kurduğumuz, prototipleriyle oynadığımız teknolojileri kullanıyor olacaklar.
Ancak her gün internetin kötüye kullanımı ile ilgili bir haber mutlaka okuyoruz. Yasak ve engellemelerle ise güvenli bir ortam sağlamak mümkün değil.
Peki ne yapmalıyız?
Her şeyden evvel çocuklarımıza nasıl ki sokakta yalnız başlarına bir yere gitmeye hazır olana kadar eşlik ediyorsanız, onları sanal dünyada da yalnız başlarına bırakmadan evvel kendilerini koruyabileceklerinden emin olmak gerekiyor.
Çocuklarınızın internette neler yaptığının farkında mısınız? Hangi sitelerde gezindiklerini? Hangi oyunları oynadıklarını, kimlerle arkadaş olduklarını biliyor musunuz? Hangi sosyal medya aracını kullanıyorlar, neler paylaşıyorlar?
Aslında küçük önlemlerle güvende olmalarını sağlayabilirsiniz. Gerçek dünya bizler için ne kadar tehlikeli ise, sanal dünya da bir o kadar tehlikeli. Siz onu sokağa oynamaya bırakmayarak güvende olduğunu düşünüyor ve onu tableti, bilgisayarı ile odasında internet erişimi ile baş başa bırakıyorsanız, bazı noktaları tekrar gözden geçirmenin zamanıdır.
- Çocuğunuz çok küçükken sosyal medya hesabı açmasın ama yasakladığınızda bunu onun için bir arkadaşı yapacak ve size söylememesini tembihleyebilecektir. O yüzden çok ısrar ettiğinde, nedenlerini anlatıp sizin kurallarınızla bu hesapları açabileceğini söyleyebilirsiniz. Sizin e-mailiniz ile bir hesap açıp, gerçek ismini, okuduğu okulu, resmini asla paylaşmadan tanımadığı insanlarla arkadaş olmamasını söyleyin.
- Çocuğunuzun resmini çok geniş takipçi ağınız varsa paylaşmayın.
- Yalnız onun değil, arkadaşlarının da resimlerini paylaşmayın, etiketlemeyin.
- Çocuğunuzun hesaplarının gizlilik ayarlarını kontrol edin, tanımadığı, arkadaş olmadığı kişilerden mesaj almasın.
- Hesabı gizli olsa da hashtag kullanıldığında paylaştığı resimler görünür olacaktır. Instagramda, Facebook'da paylaşım yaparken hashtag kullanmasın. Bir hashtag'i tıklayıp, nasıl göründüğünü anlatın.
- Onlar oyun oynarken yanınızda olsunlar. Odalarında, tablet, laptop ve bilgisayar olmasın. Artık cep telefonları var, istedikleri yerde bağlanırlar diyorsanız da bunu minimuma indirebilirsiniz. Yatarken odalarında telefona da ihtiyaçları yok aslında.
Evet biraz emek istiyor, kararlılık istiyor ama çocuğunuzu ancak siz koruyabilirsiniz. Sesi çıkmıyor, ortalığı dağıtmıyor diye tehlikeli bir bakıcı olan internete çocuğunuzu emanet etmeyin.
Tuesday, April 12, 2016
İlk Yazı
Neden Düşünce Dükkanı?
Dream2Edu’yu kurma sebeplerimizden biri de ikiz çocuklarımızı büyütürken yaşadıklarımızdı. Büyük şehirde çocuklu yaşam şu günlerde bile zor, 15 yıl önce daha da zordu.
İkiz puseti ile sokakta gezmek
Temiz hava alsınlar istediğimde, birilerinin yardımı olmadan dışarı çıkamamak
Parka dahi gitmek için 2. kişileri beklemek.
Biz de pek çok şeyi evimizde yaptık.
En sevdiğimiz şeylerden biri ev yapımı oyun hamuru ile oynamak ve ev yapımı parmak boyası ile çalışmak idi.
Onların dil becerilerini geliştirmek için birlikte izleyebileceğimiz DVD’ler bulmak bile hiç kolay değildi. Amazon’dan sipariş edip aldığımız Baby Einstein serisinin eve ulaştığı gün yaşadığımız heyecanı anlatamam. Oysa şu anda pek çok anne bloğunda veya Instagram sayfasında ne çok etkinlik ve oyun, kitap paylaşıyor.
Biraz daha büyüyünce ise en sevdiğimiz etkinlik alanımız Sabancı Müzesi oldu. Söz Danışmanlığın hazırladığı keyifli etkinlikleri hala unutamayız. Çocuk oyunları, sinemalar, çocuk dostu kafeler hayatımızı kolaylaştırdı.
O günlerde Nişantaşı Remzi Kitabevi’nin üst katında bir kafe vardı ve biz her boş anımızda oradaydık. Çocukları ve beni ismimle tanıyan güler yüzlü personeli Remzi Kitabevini bizim için vazgeçilmez yapmıştı. Hatta gitmediğimizde özleniyorduk.
Sonra hayatımıza cimnastik, yüzme ve başka etkinlikler de girdi. Hepsinden daha sonra da bahsedeceğim. Neyse bu ilk yazıyı daha fazla uzatmayacağım. Dream2Edu’yu neden açtığımız, Düşünce Dükkanı bloğunu yazmaya neden başladığımızı anlatıyordum aslında.
Ailelerin çocukları ile birlikte güvenle gelebilecekleri, çok önemli olduğunu düşündüğüm eleştirel düşünme, kendini ifade edebilme olanağı sağlayacak yaratıcı etkinliklerin olduğu bir yer hayal ettim.
Fırsat bulduklarında annelerin de kendileri için bir şeyler bulabilecekleri, nefes alabilecekleri bir mekan. Ve bu mekan sadece Dream2Edu değil artık, Düşünce Dükkanı da sanal ortamda bizimle buluşabileceğiniz bir alan. 2009’dan beri devam ettirdiğim, çok da sevdiğim blog yazarlığına Düşünce Dükkanı ile de devam ediyorum artık.
Fırsat bulduklarında annelerin de kendileri için bir şeyler bulabilecekleri, nefes alabilecekleri bir mekan. Ve bu mekan sadece Dream2Edu değil artık, Düşünce Dükkanı da sanal ortamda bizimle buluşabileceğiniz bir alan. 2009’dan beri devam ettirdiğim, çok da sevdiğim blog yazarlığına Düşünce Dükkanı ile de devam ediyorum artık.
Düşünce Dükkanı Bloğunda Neler Bulacaksınız?
- Tüm samimiyetimle anlattığım bizimkilerin büyüme hikayesini.
- Birlikte keşfedebileceğimiz mekanları
- Çocuklarımızla oynayabileceğimiz oyunları
- Sporun bize neler kattığını
- Hem çocuklara hem büyüklere kitap önerileri
- Eğitim ile ilgili blog yazıları
Bizi çok okunanlar listenize eklemeyi unutmayın. Düşünce Dükkanı okuyucularını bekliyor.
Masalistan Günlüğümden
Bir süredir yazmak istiyordum da nasıl başlasam, ne yazsam bilemiyordum. Okulumuzun Erasmus projesi için Finlandiya'da 1 hafta geçirdik. Benim için de öğrencilerim için de inanılmaz bir tecrübe idi. Yalnız tecrübe de değil, huzur dolu bir haftaydı yaşadığımız.
Bir süredir Finlandiya eğitim modeli deyip, sınıflardan sandalyeleri çıkartıp pilates topları ile sınıf dolduran okullar var. Ama Finlandiya'da okullarda çocuklar dersleri pilates topu üzerinde dinlemiyor, evet toplar var, sandalyelerde yorulunca çocuklar hareket ediyor, pilates toplarını da kullanıyorlar ama 30 öğrenci masa başında pilates topu üzerinde değil yani.
Çocuklar kendi sorumluluklarını biliyor, okulda yemek yedikten sonra tabaklarını sıyırıp, bulaşık makinesine hazır hale getiriyorlar. Geri dönüşecek çöpler başka yerde, yemek artıkları başka yerde toplanıyor.
Öğretmenlere saygılılar. Düzen var ama özgürler de.
Dersler blok yapılıyor gibi. Bizim gittiğimiz okulda bir ders 70 dakika idi. 1 günde 4X70 dakika yapılıyor. 4 çeşit ders yani.
Çocuklar 7. sınıftan itibaren yemek pişirme dersleri alıyor. İsteyen 8 ve 9. sınıfta da bu dersi seçebiliyor. Öğrencilerim arkadaşlarının nasıl yemek pişirdiğini anlattılar evlerinde.
Etkinlikler için gittiğimiz her yerden temizliği yapıp çıktılar. Kış sporları yapılan bir alanda, küçük bir kulübecik kiralanmıştı ara sıra ısınmak, yemek yemek için kullanabilelim diye. Eriyen karlardan, buzda kayıp düşülmesin diye yollara dökülem minik taşlardan, 40 çocuk 15 öğretmenden o küçük kulübe tanınmaz hale gelmiş, dağılmıştı. Biz giderken ise bulduğumuz gibi, temiz ve düzenli...
Yaşlı, çocuk herkes hayatın içindeydi... Yaşlı insanlar yürüteçler, ya da kayak soplarından destek alarak sokaktalardı. Arkadaşımla hep, biz olsak 'teyze bu yaşlı başlı haline bakmayıp, bu havada sokağa çıkmışsın' deriz diye kendimize kızdık.
Benim için inanılmaz bir haftaydı. Şimdi düşündükçe Finlandiya benim Masalistanım demek geliyor içimden.
Subscribe to:
Posts (Atom)








